Kayıp Aşçının Hikayesi

Konak Meydanı’ndayım. Bir dostumla buluşacağım. Akşam olmuş, Konak bu saatlerde daha bir ihtişamlı oluyor. Ekim ayında olmamıza rağmen hava içimi ısıtmaya yetiyor, tembelleştiriyor beni. Köşedeki banklardan birini kapmışım, bu kalabalığın içerisinde oturacak bir yer bulabilmek ne büyük bir şans! Buraya sanki ilk defa geliyormuşcasına hayranlıkla etrafıma bakıyorum. Oysaki bunlar her zamanki palmiye ağaçları, her zamanki binalar, her zaman buradalar.

Karanlıkta zayıflaşan gözlerimle, gözümün seçebildiği bütün detayları teker teker inceliyorum. Burada gerçekten çok fazla insan var. Birini beklerken, yüzlerce başkaları geçiyor önümden. Bir sürü yabancı yüz arasından bana tanıdık olanı bulmaya çalışıyorum. Onlarca güzel bayan ve onlara eşlik eden iyi giyinimli erkekler… Derken biri dikkatimi çekiyor. Yağlanmış ve kir tutmuş saçları ile bir kağıt atık arabasını peşinde sürüklüyor. Yorulmuş belli ki, etrafına bakınıyor, oturacak bir yer arıyor kendisine. Göz göze geliyoruz. Biraz tedirgin oluyorum, sokak insanlarına karşı her zaman önyargılı olmuşumdur çünkü. Yanıma oturdu. Biraz çekiniyorum, hafiften de süzüyorum. Elinde bir poşet var. Poşetinden birasını çıkarıyor.

-Rahatsız olmazsın değil mi?
-Hayır, keyfine bak.

Bir İrlandalı edasıyla birasını yudumluyor.

-Beni bu illet bu hale getirdi evlat!

Sustum.

-Ah bu kadar iradesiz olmasaydım!.. Ah bu kadar iradesiz olmasaydım şimdiye Avrupa’daydım!
-Anlamadım?
-Geçen hafta Kordon’da oturmuş biralarımızı içiyorduk. Sarhoş oldum. Beni dövdüler, cüzdanımı yürüttüler. Kimliğim, pasaportum her şeyim onun içerisindeydi. Birkaç güne kadar gemiyle Yunanistan’a geçecektim. Her şeyim hazırdı, biriktirdiğim param, pasaportum, kimliğim, her şeyim! Bu arada, rahatsız etmiyorum değil mi?
-Hayır, ne demek.

Farkında olmadan bacak bacak üstüne atıyorum, oturduğum banka yayılıyorum. Bir aile ortamındaymışcasına rahatım.

-Ben böyle bir insanım işte, bir baltaya sap olamıyorum. Memnuniyetsiz biriyim, elimdekilerle yetinemiyorum. Birçok iş yaptım şimdiye kadar, esasında aşçıyım. Bir zamanlar İzmir’in en ünlü restoranlarından birinde çalıştım. Orada seviliyordum. Fakat içimde hep bir Avrupa merakı vardı, işyerimdekiler orada yapamazsın dediler. Dinlemedim. Para biriktirdim, Almanya’ya gittim. Orası çok gelişmiş bir yer. İnsanlara değer veriyorlar. Çalıştığım yerde bana bir ev ayarladılar. İçerisi dayalı döşeli; mobilyalarım, yatağım, televizyonum, her şeyim var. Alt tarafı aşçıydım yahu! Beni insan yerine koydular. Dedim ya, memnuniyetsizim diye. İlk maaşımla gittim ve o mobilyaları değiştirdim. Yerine daha modern eşyalar aldım. Dev gibi bir televizyon, kolay açılıp kapanan çekmeceli mobilyalar, daha neler neler…
-Ee sonra?
-Sonrası, Türkiye’ye dönmek zorunda kaldım. Eşim vefat etti benim. Bir oğlum var senin yaşlarında, İstanbul’da okuyor. En başta Aydın’da okuyordu fakat o kadar başarılı bir öğrenci ki İstanbul’a yatay geçiş yapabildi!.. Neyse, döndüm tekrar Türkiye’ye. Burada ne bir işim var ne başka bir şeyim. Bir süre iş aradım, bulamadım. Biriken paramdan çok az bir miktar kaldı. Tam Yunanistan’a mülteci olarak gidecekken olanlar oldu işte, pasaportumu, paramı, kimliğimi kaptırdım. Birkaç haftadır da bu işi yapıyorum.
-Anlıyorum…
-Bu arada, sana iyi bir aşçı bir olduğumu söylemiş miydim?..

Uzun zamandır kimseyle konuşmamış gibi, yıllar sonra gördüğü bir dostuna anlatır gibi anlatıyordu derdini. Bir bira bitti, ikinciye geçti.

-Birçok işte çalıştım ben, Karadeniz’de tekne ile balık avlamaya çıkardık. Bir seferinde Discovery belgeselimizi çekti biliyor musun? Orada ben de oynadım. Belgeselin sonunda “İsa Yıldırım” diye adım yazdı. Denk gelirsen mutlaka izle… Yunanistan’a gidemezsem İzmir’de yaşarım biliyor musun? Buranın insanı modern, çağdaş, demokratik. Geneli solcu. Yaşayabileceğim en ideal yer…
-Oğluna n’oldu peki? Onu atladın.
-Oğlum İstanbul’da hem okuyor, hem çalışıyor şu an. Benim burada olduğumu bilmiyor. Cüzdanımı kaptırınca cep telefonumu denize attım, beni arayamasın diye. O beni aramasa bile ben onu arayacağım mutlaka. Karşısına çıkmaya utanırım. Beni bu halde görmesini istemem…

O sırada beklediğim arkadaşım geldi. İsa Bey’in elini sıktım, oradan ve özyargılarımdan uzaklaşarak karanlıklara karıştım.

Hikayeler | , ,

Yorum Yapın

E-postanız asla yayınlanmayacak ya da paylaşılmayacak.

* Gerekli alanlar

*
*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>